163
Müslüman milletler, mütemadiyen değişmekte bulunan zamanın zaruretlerini dikkate almamış, bu değişmeyle meydana çıkan yeni ihtiyaçların, ancak dinlerini daha yüksek ve daha verimli bir tarzda tefsir ve tatbik etmeleriyle karşılanabileceğini anlayamamışlar, bu yüzden de gerileyip çökmüşlerdir.
İslam'dan önceki hayatlarının tesir ve nüfuzu ile İslam dininin icra ettiği tesir ve nüfuz arasında bozulmaz bir denge kurulmuş ve bu durum ilerlemelerine engel olmuştur. Müslüman milletlerin, yükseliş ve saadet yolunda tekamüllerine devam edebilmeleri için, İslam'ın nüfuzunu artırarak, bu dengeyi dinin lehine bozmaları icap eder.
194
Bununlar birlikte devlet başkanının kendisi de "Şeriata uygun hareket etmek mecburiyetindedir. Şeriat: Kainatı kucaklayan yüce hakikatin, insanlığa ait olan kısmıdır. Ebedi saadetimizi temin etmek için Cenab-ı Hak tarafından muhterem Peygamber'i vasıtasıyla bizlere bildirilmiştir. Milli hakimiyet iradesine, tezahürlerinde ilham veren, onu sevk ve idare eden bu ilahi hakikattir.
...
Ferdin haklarına mutlak hürmet ve siyasi hakimiyete mutlak surette itaat... Bunlar İslam'ın cemiyet esaslarından doğan siyaset esaslarıdır.
(Zorunlu açıklama: Said Halim paşa her ne kadar bunları söylüyorsa da tarihte bu şekilde çalışan herhangi bir İslami idare acaba gösterilebilir mi? Hangi hükümdar Şeriat'a uymadığını itiraf ederek görevden çekilmiştir? Söylem ile eylem arasında bir uçurum olduğunu itiraf etmek zorundayız.)
20 Eylül 2015 Pazar
9 Eylül 2015 Çarşamba
Kitap Notları Doğu ve Batı Arasında İslam, Aliya İzzetbegoviç
169
Binaenaleyh din, ahlak ve sanatın hülasasının hülasası aynıdır:saf insaniyet.
171
Gayri samimi bir sanatkar ölü doğan bir sanat eseri meydana getirir. Bu namaz gibidir. Heyecan veya huşu içinde kılınmayan namaz her dünyada ve her bilinçte manasızlıktır. Dinde riyakarlık veya biçimcilik ne ise, sanatta da akademicilik odur.
171
Burada her şeyden evvel belirtelim ki tamamen anlaşılan eserler asla yoktur. Zira sanat eseri her şeyden önce bir iç mesele, bir sır, bir inanç meselesidir ve böyle olmakla başka insanlarca ancak kısmen ve şartlı olarak anlaşılır.
175
Din ilmi olamaz. Hakiki dini ve ahlaki meseleleri uygun bir şekilde dram, tiyarto, roman ifade edebilir. İncill'le Kur'an teoloji kitapları değillerdir. Bu husus din ile sanat arasında bir başka temas ve hatta bağımlılık noktasıdır. Hristiyanlık hakiki manada teoloji olarak değil, olsa olsa İsa hakkında tarih olarak varolabilir. İsa ile İncil bir yanda, Paul ile Kilise öbür yandadır.
...
Dini gerçek yoksa, sanat gerçeği de yoktur
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)